31 Ekim 2011 Pazartesi

Boşluk burada. doldurayım dedim.

Güzel günler, bizi bekler. Eyvallah dersin, geçer gider.. Böyle şarkı sözleri insanın içine az da olsa umut katıyor sanırım. Son zamanlarda her şey öyle hızla gelişti ki, sanırım bazen o hızı sevemiyor; ayak uydurma isteği duyamıyorum. Duygu yoğunluğu had safhada olduğunda insan kendine nasıl zaman vermelidir? Bir bilen varsa lütfen bana bir şeyler mırıldanabilir mi? Ben o çok söylenen sözü hayatıma sokmayı bir türlü başaramadım. Kendim de bu cümleyi kullanarak akıl veririm bir de. Gel de sövme kendine. Sürekli kendinle baş başayken nasıl zaman verebilirsin kendine? Hele ki her bokta mantık arayan benim gibi kendi zoruna doğru dört nala koşan insanlar için pek mümkün bir durum olduğunu düşünmüyorum kendini boşta bulduğu her an köşeye sıkıştırmama durumunun. 4 gün sonra bayram için İzmir'e gidicem. Eminim İzmir havasıyla, sıcacık kucaklamasıyla, samimiyetiyle bana neyi nasıl yapmam gerektiğini fısıldayacak; İstanbul'a uğurlarken de kalbime bolca güç depolayacaktır. Onun öyle anaç yapısı vardır. Öyle güzel bir sahili vardır ki, vapurla karşıya geçerken, aklındaki tüm soruları bir bir gün yüzüne çıkartıp sana en kolay çözümü üretiverir. Bugün ben zamana biraz karşı koymak istiyorum. Aslında ona delice sövmek istiyorum. Çabuk geçiyorsun zırvaları yapmak değil amacım. Bazen hızla geçerken, yeni bir güne hiç bir tanıdık duygu bırakmıyor. Bir uyandırıyor ki, içinde tanımadığın, soğuk, siyah duygular.. Aşina oldukların gitmiş. Delice özleyesin ya da dengen yön değiştirme sınırlarını zorlasın diye anı denen o illet şeyi hafızanın en ön yerine koyuyor bir de. Bazen her şeyi unutmak istiyorum. Bazen, kendimi anlayamadığım her sefer hatta, o yeni gün hiç başlamasın istiyorum. Duygularımı anlayana, onlarla tanışana kadar uykumda kalayım. Sabah uyandığım an o karmaşayla kucaklaşmayayım... Aslında yaşanan her şey öyle değerli ki, benim en çok canımı yakan şey, zamanın onların değerini silme çabası. Çünkü bazen o ışık hızıyla geçen bir haftanın sonunda bile bir bakarsınız elinizde hiçbir şeyiniz kalmamış. Yanlış anlaşılmalar, kırgınlıklar ve kapalı dönüş yollarından başka.. Bir de konuşma dermansızlığından... Şimdi ben diliyorum ki, yeni gün zaman bizim yanımızda olsun. O zamanı kendime nasıl veririm bilmiyorum, hatta o bende olmak istiyor mu onu bile bilmiyorum ama duygularımla barışabileceğim günü sabırsızlıkla bekliyorum. Tipik bir pazartesi sendormu değildi bu. Olmadığını düşününce, insan pazartesileri bile delice sevmek istiyor. iyi geceler.