12 Aralık 2011 Pazartesi

Bir pazartesi sendromu ki sormayııın

Eveeeet ne yazacağımı bilmeden yine dadandım klavyeye. İnsancıklar, siz neler yapıyorsunuz acaba? Bayaa o gün için konu ayırıp sapmadan o yolda dümdüz gidenler var şimdi. yok değil. Ben o niyetle otursam bile mutlaka konudan sapıyor, aklıma esen her şeyi bir güzel ekliyorum. Öncelikli konumuz yılbaşı olsun mu? Hadi olsun yaa. Öncelikle taaaaa geçen yılbaşından kalma ağacımız, evimizin ücra köşesinde tüm anlamını yitirip gitti zannediyorduk kiiiii, Bal ona farklı anlamlar yükledi. Neredeyse her dalı ayrı süslerle bezenmiş o nadide ağacımız falan diye bokunu çıkarmadan devam edeyim; yılbaşı ağacımız küçük kedime bir oyuncak mağaza oldu çıktı. Muhtemelen bir zamanlar ağacın üzerinde parıldayan o küçük süsler 10 dakika yerde sürüklendikten ve küçük kedi dişleri arasında taşındıktan sonra, kanepe altlarında bir yerlerde toz denilen şeye bürünmüş vaziyetteler. Cimrilik yapıp hepsini silip tekrar asma niyetinde değilim. Bu arada havalar son zamanlarda bu denli güzelken, nasıl yılbaşı moduna gireceğiz anlamış değilim. Bir soğuk hava dalgası hatta mümkünse en lapasından kar yağsın çook güzel olmaz mı yaa. Geçen gün ablama kedimin bu ağaçla olan münakaşasını anlatırken ilginç bir yaklaşım getirdi olaya. Biz 3 ev arkadaşı 1 sene boyunca o ağacı başka bir yere kaldırmaktan o kadar aciz kalmışız ki, caanım ablacığım bunu hesaba katmamış haliyle. Eeee ne bu şimdiden yılbaşı ağacı sevdası kızım Christmas mı kutluyosunuz demenin hemen ardından tiz bir kahkahayı da patlatıverdi. Telefon konuşmasının son repliklerini siz yerine getirin lütfen; zor olmayacak biliyorum ... Ama hakikaten öyle özenti bir bünyedeyim ki şu Christmas olayında, adamlar her şeyi bu kadar mı ciddiye alır ya. İşbirlikçi bir hava durumu. Zaten o slow motion country müzikler ve her yerde çikolata kokuları var ya. Tamam film tamamlandı. Buz tutmuş sokaklar, her yer ışıl ışıl, sevgililerin ya da sevgili olmaya çalışanların buzda yürüyemeyip ansızın birbirleriyle yakınlaşma senfonileri. Kahkahalar... Kıskanıyorum lan. o kadar. Bizim fixtir, Murat Boz çıkar bir yerde, diğerinde Demet ablamız, Serdarcığımız falan derken bir bakmışsın sınırsız içki diye kakaladıkları ama 2.içkiden sonra bir şeyin gelmediği yoğunluğun bedeli 250 Lira' ları aşmış. - Derken yine bir pintilik. :) Sonra kızların ne giycem yaa dertleri, yılbaşı hediyeleri anlamını yitirmiş hiç bir esprisi, özelliği olmayan abuk şeyler. Offff dertliyiiiiimm laan. Neyse yani demem o ki, ben bu ülkenin her boku aynı renge çevirmesine hastayım ya. Dikkat edin şu anda inanılmaz bir yüksek atlama gösterisi yaptım. Sövmeyeceğim ama meraklanmayın. Eee siz neler yapıyorsunuz bu yılbaşında? Benim ne yazık ki hala bir planım yok. Olanı da bok ettim. Ama heyecanlıyım anladığınız gibi:) seviyorum şu yılbaşlarını fazlasıyla nedensizce. Işıl ışıl bir ağaç altında ufak ufak paketler, sıcak çikolata kokusu, şekerlemeler, o küçük çoraplar, yeşil kırmızı ve beyaz renklerinin her yeri süsleyişi, yılbaşı yemekleri, kızarmış kocaman hindimsi şeyler. Hepsinden bu yılbaşı paket yapıp bana gönderir misin noel baba? bir de kızıma ufak başlıklı bir kukuleta ve minik patiklerden. Belki 2 kilo Royal Canin :)) iyi haftalar ciciler.....

1 yorum:

  1. bu kadar yetenekli olupta bu kadar tatlı ve güzel olunurmu dostum:)birazından feragat etmen lazım ya :)) seviyorum seniii kuzu ;)

    YanıtlaSil