14 Ekim 2011 Cuma

hep en azından bir Gay arkadaşım olsun istedim bee.

Ben zannediyorum ki bugünlük post kapasitemi doldurdum, artık yarına kendimi saklamalıyım falan filan. Bir site var ki sevgili arkadaşlarım, işte o site beni benden alıyor. Şimdiye kadar pek çok post'unda genellikle çiftlerin ev ortamlarını fotoğraflamış. Onlar zaten son derece imrendiricilerdi, kabul. Yanii hatta beni saatlerce bilgisayar başına kitlediler, baya hayal falan kurdum sanırım bakarken :)) Ama son bir bölüm vardı ki- son demek ne kadar doğru bilmiyorum ama ben o postu gördükten sonra kesinlikle(!) son verdim- içler acısı benim için.
Neden?
Sabahtan beri canım şarap istiyor. Yanında türlü türlü şeyler hayal ediyorum, yanına yakışmayacak şeyler bile belki. Hatta sınırlarımı zorlayıp daha önce hiç tatmadığım şeyler denemek istiyorum. Birileri gelsin, pişirsin bana sunsun ben gurmelik yapayım cart curt:)) Biraz sonra paylaşacağım 11 fotoğrafta 2 gay sevgili mükemmel yuvalarında mükemmel yemekler yapmışlar. Mükemmel şarapları ve pişirdikleri mükemmel yemeklerini, mükemmel balkonlarında, romantizmin tam orta yerinde yemek üzere hazırlamışlar. O yemek yapılırken ki surat ifadeleri, bakışmalar.. Her neyse yemek, aşk(!), ev.. hepsi içime bir güzel oturdu. Hadi sizin de otursun.











O nokta nasıl koyulmuş, ben henüz onun zevkine varamadım ama bugün yediğim hiçbir şeyi yememiş gibiyim . İyi haftasonları.
NOT: Otelde bornozla duş keyfi yapan insanları da bu gece çok fena kınayasım var. o kadar.

Hafta yeniden başlıyor.

Sabaha öyle bir sıkı başlangıç attım ki, saat 7.30muşmuş, yatağım sıcacıııkmışş, yağmur damlaları cama 'uyuu uyuuu' diye arsızca vurmuyormuş gibi fırladım hem de. Sabahın ilk saatlerinde sarılmayı, başımı yaslamayı sevgilimden bile çok sevdiğim yastık pike ikilisinden vedalaşma faslı yaşamadan ayrıldım. İnanılır gibi değil, hele ki varacağım istasyon okul ise. Kış sabahlarını aratmayacak bir sonbahar sabahı. Herkesin yüzünde memnuniyetsiz bir ifade ama bence yine de herşeye rağmen güzel bir gün. Çünkü bugün Cuma ve bugün hafta başlıyor..

İstanbul seviyor soğuk olmayı bence. Bulutlarla yüzünü kapatmaktan hoşlanıyor. Yumuşak birşeyler değmesi hoşuna gidiyor belki de yüzüne. Ya da güneşi ruhuna saklıyor, bilmiyorum... Ama daha bir sakin, dingin. Aldırmıyor trafiğine, üzerinden kornalar eşliğinde dolup taşan geçen duran arabalara, koşturan oturan ağlayan  gülen insanlara. Bence bulutlarını seveni seviyor İstanbul. Soğuk havasında atkısına sarılıp bir tebessüm atana aniden bir sıcaklık veriyor. Hakikaten yaz İstanbul'unu düşünüyorum da.. O nemli yapış yapış havasını nasıl da salıveriyor insanın üzerine. Bazen dayanamayıp yaz ortasında da indiriyor yağmuru. Ben 3 sene boyunca İstanbul'un bu tutumuna sövdüm. Eee malum, İzmir gibi yağmurun ardından gökkuşağını ansızın salıveren, soğuk havaya tahammülü olmayan bir şehirde doğup büyümüş biri olarak hiçbir zaman İstanbul'da üşürken yüzüme tebessüm kondurmayı beceremedim. Bugüne kadar..

Şimdi evimde kahvenin her çeşidini içip, puf terliklerimi giyip, kitabım elimde bu karanlık günün tadını çıkarmayı öğrendim. İçim hala yaz özleminde, hala tüm sevdiklerimi beraberimde götürüp yaz mevsimine kadar güneşin bir an bile ayrılmayacağı cıvıl cıvıl bir yerlere göçesim var. Ama bugün yağmurdan sonra çıkan ve üzerinde kocaman bir kalp kabuk taşıyan o salyangozun antenlerine elimi uzatınca içine aniden çekilmesi gibi evime çekilip, 'keyf'ime keyif katasım var.

Yağmurun elleri bugün sihirli. Bu sabah bir mesaj bile içimi ısıttı. Yağmurun sihri herkese değsin.
Düştüğü her yere değdirsin...